Bedel ödeyen bağımlılaşır bedel alan zalimleşir

20 yıllık iş tecrübesini danışanlarına ayna tutarak, onlara alternatif çözüm yolları bulan Direm Fikir Atölyesi Kurucusu Didem Tınarlıoğlu, “Bedel ödeme”ye dikkat çeken bir yazı kaleme aldı

20 Nisan 2017 Perşembe, 17:12
didem_tinarlioglu

Bedel ödeyen bağımlılaşır bedel alan zalimleşir 

Bedel sizden çıkan her şey demektir. Sizden çıkan: Zaman, para, emek, yorgunluk, kariyerden vazgeçmek,sevdiğin şeylerden uzaklaşmak kısaca sizden çıkan her şeydir. Zar zor biriktirilerek alınmış bir araba, aşk ilişkilerindeki tavizkârlıklar, bir girişimcinin markasını sıfır noktasından zirveye taşırken harcadığı emek ,bir arkadaşın arkadaşına  gösterdiği aşırı sabır,bir emeklinin tüm çalışma hayatı boyunca biriktirerek aldığı bir ev vb. tüm bu örnekleri düşünebilirsiniz.Sonucunda elde edilene karşı bir bağımlılık oluştuğunu görürsünüz. Çünkü bedel beklentiyi artırmakla kalmaz bağımlılık şeklinde kopamayışa dönüşür. Bedel ödeyenlerin vazgeçmeyen inatçı tutumları bu yüzdendir. ”Bunca emeğimi bırakacak değilim “derken, yüzlerindeki inatçılık gibi görünen aslında bağımlılığın yansımasıdır.

Bedel ne kadar çoksa  bağımlılık aynı oranda artıyor.Bağımlılık da beklenti de  bedelden besleniyor.Bağımlılık ve beklentinin peşi sıra hayal kırıklığı riski de çoğalıyor. Hayal kırıklığı, insanın en çok canını yakan durumlardan biridir.

Örneğin; ”Ben bunu hak etmedim.Bunca emeğime karşılık yapılan nankörlüğe inanamıyorum” duygusunu kaç kez hissettiniz? Bir olguya ,bir kişiye, bir oluşuma  bazen öyle, ölesiye emekler harcanabiliyor ki  karşılığında zalimce davranışlara maruz kalındığında  bu talihsizlik gibi algılanıyor.Oysaki,bu talihsizlik değil soyut yasa böyle işliyor.

Peki ya karşı tarafta işler nasıl gidiyor? Durum, büyük çoğunlukla tam tersi olarak işliyor. Bedel ödeyen öylesine tavizkar öylesine içten ve doğal  davranıyor ki diğeri onun yaptığı her fedakarlığı  göreviymiş gibi, olağan çoğunlukla da doyumsuzca izliyor. Yani bedeli alan taraf nankörleşiyor hatta zalimleşebiliyor.İşte bu yüzden,çocuk yetiştirirken” Her şeyi siz yapmayın,kabiliyet alanı bırakın,çocuğu büyütmek değil yetiştirmek önemlidir.” deniliyor.İlişkiler de böyle değil midir?En çok bedel ödeyen en fazla sevendir.Ya da tam tersi, en çok seven en fazla bedele katlanandır. Çoğunlukla ilk  terk edilen, aldatılan daha fazla  fedakarlık yapmış olan değil midir?

Deneyimsel Tasarı Öğretisine göre Soyut Yasa der ki ;”Bedel ödeyen bağımlılaşır bedel alan zalimleşir.”

Peki ne yapılmalı? Düşünmeksizin bedel yatırımı yapmadan,diğer tarafın da karşılık verebilmesi için marifet sahası bırakmak gerekir. Kişinin sahiplenmesi ödediği bedel kadardır. Çok olan hiç bir şey değerli değildir.Az ve tadında olan şeyler daha değerlidir.Döngü hep böyle işler.

O yüzden karşılık hesaplaması yaparak değil fakat  Alma -Verme dengesine göre davranılmalıdır. Bir kişiye, bir olguya bağımlı olmak yerine diğer tarafında bedele karşılık verebilecek emek vermesini sağlamak, nankörleşmesini engelleyecek kadar sınırlı davranmak gerekir.

Unutmayın! Sınırız yoksa huzurunuz da yoktur.

Değerlerinizin karşılığını alabilmeniz dileğiyle.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz